DRAMATURGİ RAPORU
OYUN ÇÖZÜMLEMELERİ
KONU:
Oyun Paris'in izbe sokaklarından birinde yeni oyun konuları arayan yazarın, aristokrat yapının temsilcisi olan Madam Louise'le tanışmasını konu ediniyor.
Dilenci kılığındaki yazarın amacı yeni bir konu aramaktır ama bunun yanısıra, dünya görüşü ve insanlara bakış açısı vardır... Bu çerçevede Madam Louise ve detektifin kalplerine dokunabilmiş onlara vicdanlarını hatırlatmıştır... Diyebiliriz ki oyunun konusu dilenci kılığındaki yazarın, yeni konu arayışı acısından doğan konu, aslında yazarın istemediği şekilde gelişmiştir. Zira dilenci her gün benzer şekilde tanıştığı insanlar arasında ilk defa eşini aldatan bir kadına rastlıyordu ya da ilk defa eşini aldatan bir kadının vicdanına dokunabiliyordu. “Kehanet” sayabileceğimiz unsursa dilencinin “kalbine dokunduğu bu kadınla” izledikleri oyundan sonra “en masum insan bile canavarlaşabilir, doğru yoldan ayrılabilir; mesela kocanız ve hatta tüm masum ruhunuza rağmen siz bile bir gün katil olabilirsiniz” cümlesidir.
Dilenci ve Madam Louise bunları yaşarken, Mösyö Lamartine'in detektif tutmuş olması ve karısının soğuk mektuplarından çıkardığı şüpheyi gün yüzüne taşıması, dilencinin bu kez baltayı taşa vurduğunu da anlatır. Zaten şüphesi had safhada olan Lamartine, detektiften duyduğu hikayeyi irdelem gereği hissetmeden, infaz kararı alır. Bu iş için görevlendirecek olduğu detektif, daha önce kimseyi öldürmemiş olmasına karşın, tıpkı kehanetteki gibi para için canavarlaşmıştır ve katli kabul etmiştir.
Oyunda canavarlaşabilen 3 karakter vardır ama üçü de pişmanlıklarını oyunun sonunda dile getirmiştir. Daha da mühimi dilenci bu 3 insanın da kalbine dokunabilmiş, entelektüelitenin getirdiği olgunlukla kin ve nefret taşımamış olması, hatta tüm bu yaşadıklarına rağmen canavarlaşmaması, oyunda vurgulanmayan eksik parçadır. Yazarın bu eksik parçayı bilerek mi yoksa tesadüfen mi sakladığını belirlemek mümkün olmamasına rağmen bu husus rejinin yorumuna göre şekillenebilir. Yani istenirse, dilencinin Madam Louise'le tanışmadan önceki hayatında canavarlaşmış olduğu, ama bundan vicdan muhasebesiyle arındığını göstermek rejinin tutumuna bağlıdır.
(N o t : Karakter analizlerinde dilencinin bu çözümlemesine, “tercihli durum” olduğu için değinilmeyecektir.)
TEMA:
Oyunun ana tema’sı “canı yakılan insanların intikam ateşiyle yanıp, bir caniye dönüşebileceğidir.”
Oyunda bu gerçeğin farkında olanlar ve olmayanlar zıt karakterler gibi gösterilerek, farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır. İşin aslı oyunda geçen karakterlerin kişilikleri birbirine benzemektedir ve vicdan sahibi insanlar olarak gösterilmektedir. Dilenci kılığındaki yazar da tiyatro oyununda aynı vurguya dikkat çekmek istemiştir.
Oyundaki tüm karakterlerin vicdan sahibi olması ve dilencinin öldüreceği sırada bu ölümden kurtuluşunun temelinde vicdan muhasebesi olmasından anlaşılacağı üzere, oyundaki en mühim yan tema, “vicdan muhasebesidir”. Oyunun sonunda dilenci, oyun yazarlığının vermiş olduğu kurgulama yetisiyle, öyle bi oyun kurgulamıştır ki, mösyö Lamartine de karısı da pişmanlıklarını belirtmiştir.
Diğer bir yan tema ise, insanların nefislerine hoş gelen şeyler sunulduğunda normalde yapmayacakları şeyleri yapmasıdır. Buna örnek olarak; detektifin, karısını memnun edebilmek için dilenciyi öldürmeye razı olmasını, oyun içindeki şövalyenin, karısından intikam almak için infazını ertelemesini gösterebiliriz. (Not: Karakter analizinde de görüleceği üzere şövalye bu infazı aslında hiçbir zaman gerçekleştirmeyecektir)
Bir yan temayı da, dilenci'nin “isimleri, sıfatları ve unvanları unutup, onların arkasındaki gerçeklikleri aramalısınız madam, işte o zaman felsefeden anlayan dilencilerin, yalan söyleyen papaların,, zarif ruhlu köylülerin, ve lüksü seven koministlerin de var olabileceğini göreceksiniz... önyargı gözü kör eder” repliğinde buluyoruz. Devam eden satırlarla beraber yazarın vurgulamaya çalıştığı (belki eleştirmeye çalıştığı demek daha makul olur) statükocu bakış açısıdır. İnsanları mesleklerine göre sınıflandırmanın yanlışlığına dikkat çekilmek istenmiştir. Fakat yazarın atladığı, ya da burada vurgulamadığı bir hususa da değinmek gerekir ki o da “bilgiyle sınıflandırmanın da çok makul olmadığıdır” yazarın da bu düşüncenin paralelinde olduğunu yine dilencinin, madam louise'e cevaben, “ben de kocanızın bildiklerinin yarısını bilmem” repliğinden anlıyoruz.
Son ve zayıf yan tema olarak da şunu söylemeliyiz: kadın-erkek ilişkilerinde kıskançlık güdüsü, intikamı, intikam da hazzı tetikler. Fakat burada her intikam çabası, vicdanla törpülenmiştir. Bunun sebebi de yazarın, oyuna zayıf karakterli diyebileceğimiz, ya da kötü olarak niteleyebileceğimiz bir karakter koymamış olmasıdır.
TÜR:
Oyunun türünün dramatik olduğunu söylemeden önce bi kaç parantezde şu başlıkları incelememiz gerekiyor.
Dramatik oyunun unsurları:KAHRAMAN, AMAÇ, ENGEL, KRİZ, ÇATIŞMA, YARDIMCI, ÇÖZÜMDramatik oyun’un unsurlarını örnek vererek açıklayalım:Önce bir KAHRAMAN a ihtiyacımız var.KAHRAMAN: Gerçeği bulmak için okyanusa açılan denizci.Kahraman, gerçeği bulmak için, okyanusun öbür yakasındaki Bilinmeyen Topraklara ulaşmak zorundadır; bunun için okyanusa yelken açar (AMAÇ). Ancak denizler tanrısı Oceanos, o bölgeden kimsenin geçmesine izin vermez (ENGEL).**Bu nedenle, kahramanımızın da geçişini engeller ve geri dönmezse, teknesini batıracağını söyler. Kahramanımız inatçıdır, yoluna devam edeceğini söyler ve Oceanos’a meydan okur (KRİZ). Oceanos, büyük bir fırtına çıkararak, kahramanımızın teknesini çok uzaklara fırlatır (ÇATIŞMA). Ancak, kahramanımız çok iyi bir denizci olduğundan, tekneyi batırmamayı başarır. Kahramanımız, çaresizdir, tam bu anda bir deniz kızı çıkagelir (YARDIMCI) ve kahramanımıza bir flüt vererek, eğer bu flütü çalarak giderse, Oceanos’un ona dokunmayacağını söyler. Kahramanımız, bu deniz kızına aşık olur ve birlikte gitmeyi önerir. Kız kabul eder ve birlikte Oceanos’un bölgesini sorunsuz geçer ve Bilinmeyen Topraklara ulaşırlar (ÇÖZÜM).
Kaynak: internet
Bizim oyunumuzda da kahraman: dilenci, amaç: oyun yazmak, engel: detektifin onu öldürecek olması, kriz: Madam Louise'in kocasının kiralık katil tuttuğunu öğrenmesi, çatışma: Madam Louise'in kocasını aldatması ve dilencinin O'nu kocasının yanına gitme konusunda ikna etmesi, yardımcı: vicdan muhasebesini yaptıktan sonraki detektif, çözüm: yaşanan her şey yeni bir konu oluşturmuştur.. Not: Bizim oyunumuzun temellerini oluşturan sadece amaç ve çözümdür. Ama oyun içinde oyun o kadar çok dönmektedir ki (bu cümleyle kastedilen sadece dilnecinin yazmış olduğu “kurnaz şovalye” oyunu değildir) diğer unsurlar kendi içinde tutarlıdır ve diğer örgüleri oluşturur... oyun ayrıca 3 birlik kuralına da uymaktadır ama 3 birlik kuralını aristotalesçi yaklaşımından ayrıştırdıktan sonra... bunu da daha iyi kavrayabilmek için şunları inceleyelim.
DRAMATİK TİYATRO: Bertolt Brecht tarafından Aristotelesci tiyatroyu belirtmek üzere, epik tiyatro kavramına karşıt ortaya koyduğu terim. Tiyatro, Aristoteles'in koydugu üç birlik kuralına göre kurulan, gelişen ve trajik görüşü barındıran benzetmeci tiyatro ile kapalı biçim oyunlar icin kullanılır. Brecht, Tiyatro'yu idealist tiyatro anlayışının, felsefi idealizmin tekniği ve yöntemi olarak şöyle tanımlar: "Tiyatro'da sahne olaylar dizisini kapsar, izleyici eylemin içine sokulur, eylem duygular yoluyla verilir, yaşantı paylaşılır, oyun önermelerle gelişir, insan bilinen bir olgu olarak alınır, sahnelerin her biri öteki için var olur, dünya nasılsa öyle kabul edilir, insanın içgüdüleri ortaya çıkarılır, ve gerçekliğin düşüncede belirlendiği kabul edilir"
ÜÇ BİRLİK KURALI: Bir oyunda yer, zaman ve eylem birliğini öngören klasik tiyatro kuralı. Rönesans İtalyan tiyatrosu yoluyla (Castelvetro) Aristoteles'in tragedya kuramından kökenlenen Üç Birlik Kuralı, yeni klasik Fransız tiyatrosunda bir disiplin haline getirilmiş, chapealin tarafından tarafından temellendirilerek, “cid tartışması” çevresinde yasalaştırılmış, romantik tiyatro döenmine kadar egemenliğini korumuştur. Üç Birlik Kuralı'na göre bir tragedyanın kabul görebilmesi için , eylem zaman ve yer birliğine uymalıdır. Burada zaman birliği dranmatik eylemin bir günü aşmaması yer birliği eylemin tek yer içinde geçmesi, eylem birliği de yan ve ikili olay örgülerinin olmaması trajik eylemin tek bir kahraman ekseninde dönmesi gerektiğini gösterir. Üç Birlik Kuralı, Aristoteles'in Poetika adlı tragedya kuramı yapıtının kötü çevirisinden ve yanlış anlaşılmasından kaynaklanır. Aristoteles'in sözünü ettiği yalnızca eylem birliğidir ancak bu ilke, Elizabeth tiyatrosunda da görüldüğü üzere, yan olay örgüsünü dışlamaz. Zaman birliği, dramatik zaman ile sahne zamanının birliğini gösterir, bir oyundaki zamanın "güneşin devri"ni aşmaması gerektiği anlamına gelir; nitekim, Castelvetro, dramatik eylemin sürekliliği süresince dramatik zaman ile sahne zamanının özdeş olduğunu belirtmiştir. Aristoteles'te yer birliğine ise hiç rastlanmaz. Üç Birlik Kuralı, romantik tiyatro tarafindan, başlıca da Hugo'nun Cromwell önsözüyle yıkılmıştır.
Kaynak: Tiyatro Ansiklopedisi (Aziz Çalışlar)
Bu bilgiler ışığında oyunumuza dramatik demek mümkün görünüyor. Fakat oyunun yazılış yılı (2001) ve oyunun geçtiği dönem göz önünde bulundurulduğunda dramatik yerine “gerçekçi” demek daha makuldur. Zira dramatik kelimesinin tiyatro literatüründeki anlamı, kostüm ve dekorla bire bir örtüşen uygulamalar söz konusu olur.
ÇATIŞMALAR
Asal Çatışma
Oyuna adını veren “en masum insan bile canavarlaşabilir.” önermesiyle de belirtildiği gibi zaaflardır. Her insanın zaafları vardır ve bunlara kapılıp yanlışlıklar yapabilir. Bu oyunda ortaya konan; vicdanın zaaflar üzerindeki etkisidir. Oyun, insanın kendi içinde vicdan muhasebesi yaparak zaaflarının önüne geçebilirliğini tetikler.
Asal olmayan çatışmalar
Dilenci ve Madam Louise arasında
Bilginin parayla ilişkisi olup olmadığı: madam sadece zengin insanların kendini eğitebilmesi için vakit bulabileceğini düşünürken, dilenci sokaklarda yaşayanlardan da bir şeyler öğrenilebileceğini söyler. En azından yaşadıkları hayat hakkında bilgi sahibidirler.
Günah-ahlak ayrımı: Dilenci, Madam'ı günahkarlıkla itham ederken aslında ahlaktan bahsetmektedir. Madam, kendince, evlilik ahlakını yok sayıp kocasını aldattığı için, dilenciye göreyse kocasının yanına gitmeye cesaret edemediği için zayıftır.
Etiketlerin önemsizliği: Dilenci, Madam'a ismini söylemeyerek isim ve etiketlerin önemli olmadığını, asıl önemli olanın “öz” olduğunu savunur. Sokağın adının “kurtuluş sokağı ”olması Dilenci'nin söylediğini doğrular niteliktedir.
İstenilen bir şey için yapılması gereken: Madam kocasını sevmekte ve O'nunla beraber olmayı istemektedir fakat Lamartine için yaşadığı hayattan ve yerden vazgeçerek G.Amerikaya gitmeyi göze alamaz. Dilenci ise oyunlarına konu bulabilmek için sokaklarda yaşamaktadır. İşte tam bu noktada ikisi çatışmaya düşerler, Dilenci Madam'ın içindeki şüpheyi kullanarak onu sevdiği insan için mücadele etmeye ikna eder.
KARAKTER ANALİZLERİ
DİLENCİ
Hayatın anlamını (ya da anlamsızlığını) sorgulamaktadır. Ukalalığı yaptığı tespitlerin doğruluğunu görmüş olmasından kaynaklanır. Zengin olmasına rağmen köhne bir sokakta, yıkık dökük bir evde yaşamaktadır. Bunu yaparken aslında doğaçlama gelişen bir oyunun başkarakteri olmaktadır. Kesinlikle absürd yaşayan bir adam değildir. Absürd yaşayan bir insan, kimsenin hayatını yönlendirmeye çalışmaz. Ölümünü engellemek için bir çaba göstermez. Dilenci bunların ikisini de yapmıştır ve hayatı sevmektedir. Bunlar da absürtle taban tabana zıttır.
Hayatını vicdanına göre çizer. Karısı olsaydı ve O'nu aldatsaydı, dilenci asla sonradan pişman olacağı şeyler yapmazdı. Dilenci, geçmişinde yaşadığı şeylerden edinmiştir tecrübelerini be hatta biraz önce değindiğimiz cümledeki gibi, karısı ve/veya dostları tarafından aldatılmış olmasından kaynaklanan tecrübeleri ile Madam Louise' e verdiği nasihatleri edinmiştir.
Etiketlere önem vermez. Asıl önemli olanın nitelik olduğunu sokakta yaşamasından anlıyoruz. İnsanların alışıla gelmiş geleneksel düşünceleri onun için önemsizdir çünkü hepsi önyargıya dayanır. İstediğini alabilmek için her türlü mücadeleye razıdır. Yeter ki sonunda istediğini elde edebilsin. Bu noktada sokakta insanların aşağılamaları, dedektife dil dökmek sadece amacın araçlarıdır ve önemsizdir.
İkna gücü çok yüksektir Dedektif’i ve Madam Louise’i vicdanlarının sesini dinlemeleri konusunda ikna edebilmiştir.
İnsanları gözlemlemeyi sevmekte fark ettirmeden onlara hayatı ve anlamını sorgulatmaktadır. Bu noktada Dilenci’yi Sokrates’e benzetebiliriz. İkisi de insanların içinde olan fakat bilincinde olmadıkları yönlerini ortaya çıkartmaya çalışmakta bu uğurda aristokrat hayatlarından vazgeçip sokaklarda yaşamaktadır. Belirtmek gerekir ki: dilenci'nin Kurtuluş sokağında ilk karşılaştığı kişi Madam Louise değildir. Muhtemelen her gün başka birileriyle benzer konuşmalar yapmaktadır, bu hikayenin anlatılması Madam Louise'in sevecen daveti; daha da önemlisi bu davetin dilencinin yazdığı oyuna olmasıdır.
MADAM LOUİSE
Aristokrat bir aileden gelmektedir. Ukalalığı ve kendinden aşağıdakileri küçük görme eğilimi aristokrat yetiştirilme tarzından kaynaklanır. Zenginliğin hayatın her anında hatta insanların yüzlerine bakıp sözlerini dinlemek için gerekli olduğu düşüncesindedir. Çünkü madam Louise’e göre “sadece zenginlik kişiye kendini eğitmesi için boş zaman bırakabilir”. Dilencinin aslında oyun yazarı olduğunu öğrendiğinde dilenciye olan saygısı artmıştır. Fakat Madam Louise hiç yaşayamadığı doğal hayatı merak etmektedir, zira hayatı kokteyllerde, ev partilerinde geçmiştir ve dilenciyle tanışana dek bunu kendine bile itiraf edememiştir. G. Amerika’da yaşama fikrini benimsemesinin ilk sebebi de bu basit hayata duyduğu meraktır.
Etiketlere önem vermektedir kurtuluş sokağı gibi pis bir sokaktan ilk defa geçmektedir. Ön yargıları vardır. Yazar olduğunu öğrenene dek dilenci sadece ona insanları (ya da sokakları) gösteren filozoftu. Fakat yazar olduğunu öğrendikten sonra ona bakış açısı değimiştir, daha çok saygı duymaya başlamıştır, bunun sebebi de etiketlere ve/veya kaliteye verdiği önemdir. Eğer dilencinin bir oyun yazarı olduğunu bilmeseydi dilenci öldüğü zaman Lamartine'e karşı tutumu bu denli sert olmazdı.
Louise, kocasını sevmekte ve kocasının kişiliğine güvenmektedir. Buna rağmen kocasını aldatmıştır. Lamartine’i aldatma sebebi, kocasının çalışmak için G. Amerika’ya gitmeden önceki ilgisini başkasında bulma umududur. Fakat bunu bulamamış ve kocasını aldattığı için pişman olmuştur. Bu pişmanlıkta dilenci'nin hiçbir etkisi yoktur. Yani o gün dilenci'ye rastlamış olmasaydı bile pişmanlık yaşardı, çünkü kocasını ilk defa aldatmıştır ama kocasından aldığını düşündüğü intikam, kocasına karşı bir haksızlıktır. G. Amerika’ya yerleşme fikrini bu kadar kolay kabul etmesinin sebebi, Lamartine gibi, çektiği vicdan azabından kurtulmak geçmişi silme isteğidir.
Tanrıdan korkar ve geleneksel değerlere bağlı bir kadındır. Risk almayı sevmez. Zaten hayatı boyunca risk almasını gerektirecek hiçbir şey olmamıştır. Fakat dilencinin, “istediğin bir şeyi hak etmelisin” yönündeki telkinlerine ikna olarak kocasının yanına gider.
Oradaki yaşamını aristokrat davranışlarını cebinde taşıyarak devam ettirir. Orada mutludur. Vicdanını ve dilenciyi dinlemiş ve mutluğu yakalamıştır. Fakat kocasının, hayatını değiştiren oyun yazarını öldürdüğünü öğrenince kızgınlıkla kocasını öldürme kararı verir. Ama hiçbir zaman kocasını öldürtmeyi istemediğini (verdiği bu karardan dolayı vicdan azabını) G. Amerika’ya gidip dedektifi durdurmak istemesinden anlıyoruz.
Lamartine'i öldürtmekten duyduğu pişmanlığın, kocasının sevgisinden/kıskançlığından olduğunu anımsaması pay sahibidir ama ana etken canileşmenin, bir katil olmanın, en temel deyişle dilenci'nin kehanetinin olduğunu söylemek gerekir.
MÖSYÖ LAMARTİNE
Karısını çok seven Lamartine, karısının yazdığı soğuk mektuplardan dolayı onu takip ettirir. Karısının onu aldattığını duyması üzerine tüm sevgisine ve ahlaklı yaşamına rağmen kıskançlıktan gözü dönen Lamartine, karısının parasıyla tuttuğu dedektiften dilenciyi öldürmesini ister. Lamartine’in bu davranışını gerçek kişiliğine bağlayamayız çünkü bir kıskançlık anında verilmiş bir karar olmakla beraber karısı madam Louise G. Amerika’ya geldikten sonra oraya yerleşmeyi teklif ederek dilenciyi öldürdükten sonra çektiği vicdan azabını dindirmeye çalışmaktadır.
Karısını 2 yıllık çalışma sonucu yalnız kalmasına rağmen aldatmamasını karısına olan sevgisine ve ahlak anlayışına bağlıyoruz. Karısını takip ettirmesi ise mektuplardan kaynaklanan bir şüpheye dayanmaktadır. Bilindiği gibi şüphe insanın içini kemiren bir kurttur. Lamartine ise karısını takip ettirerek içindeki bu kurttan kurtulmaya çalışır. Karısına güvenmektedir. Ama şüphelerini dindrememiştir. Affedici bir adamdır. Karısı onu aldatıp tekrar ona döndüğünde onu kolaylıkla affedebilmiş, karısına olan güvenini tekrar sağlayabilmiş madam Louise annesinin hasta olduğunu söylediğinde onu sorgulamamış hemen inanmıştır.
Herkesin cani olabileceğini ve dilencinin kehanetinin doğruluğunu bize kanıtlayan ilk karakter mösyö Lamartine’dir.
DEDEKTİF
Dedektif olmasına rağmen Lamartine’e karısının aldattığını lafı dolandırarak anlatmaya çalışmıştır. Genel yaşamında başarısız bir adamdır ve muhtemelen hayatında ilk defa büyük bir balık yakalamıştır, Lamartine'e söylerken bunun zevkini çıkarmaktadır ve belki de ilk defa kendini önemli hissetmektedir. Dilenciyi öldürmeyi kabul etmemesinin ilk nedeni daha önce böyle bir şeyi hiç yapmamış olmasıdır. Bunu yapmak konusunda çekinceleri vardır, kaldı ki gerçekten de bu işi becerememiştir. Çünkü dedektif karıncayı bile incitemeyecek bir kişiliğe sahiptir. Alacağı parayı duyunca karısına kendini ispatlama fırsatını kaçırmamak için katilliği kabul etmiştir. Fakat buradan dedektifin paragöz bir kişi olduğunu çıkartamayız. Madam Louise'in teklifini kabul etmesinin tek sebebi, dilenciyle kurguladıkları oyundur. Aslında Lamartine'i öldürmeyi hiç düşünmemiştir. Vicdanın sesini dinlemiş ve sonunda istediği para ve özgürlüğü kazanmıştır.
ŞÖVALYE
Karısının kendini aldattığını öğrenen şövalye, düello yapmak için seyisin yanına gider. Düello yapmak istemesi ve kılıcı olmayan seyis ile eşit duruma gelmek için kılıcını bırakmasından şövalyeliğin eşitlik ve adalet koşullarını içselleştirdiğini görüyoruz.
Seyisin her yolu denedikten sonra karısının ilk aşığı olmadığını söylemesi üzerine seyise karşı tutumu yumuşayarak hedefini karısına yöneltir ve seyisten karısını öldürmesini ister. Fakat karısının hamile olduğunu duyunca tekrar sinirlenir. Şövalye çabuk sinirlenmesine rağmen çok çabuk sinirleri yatıştırılabilmekte, kandırılabilmektedir. Sahne sonunda iyi niyetliliği ve kandırılabilirliğiyle bağdaşmayacak şekilde karısı ve seyisi öldürme planları yapmaktadır. Bu davranışını gerçekleştiremeyeceğini daha önce aynı kararlılıkla seyisi öldürmek için gidip bu kararını bir şekilde kolaylıkla değiştirmesinden anlıyoruz.
SEYİS
Şövalyenin karısıyla beraber olduğunu inkâr etmiş fakat şövalyenin durumu bildiğine emin olduktan sonra “seyislerin şövalyeler gibi kılıçları olmaz” diyerek ilk önce karşındakini yüceltme, bu işe yaramayınca kendine acındırma yolunu denemiştir. Bir sonuç alamayınca, şövalyenin karısının daha önce birçok ilişkisi olduğunu söyleyip hedef şaşırtma yöntemiyle şövalyeyi kandırıp ölümünü engellemiştir. Bu davranışlarından asıl “kurnaz”ın seyis olduğunu ve istediğini elde etmek için her yolu denediğini görüyoruz.
Sahne sonunda şövalyeyi istediği yöne çekerek karısını aldatmaya ikna etmiş ve olaydan kendini sıyırıp hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edebilmiştir.
TEKNİK ÇÖZÜMLEME
KOSTÜM
Tüm kostümlerde 1.perde 2. sahne hariç fransız modasınsa uygun kıyafet ve renkler kullanıldı. Madam louise'in aristokrat tavrını daha da netleştirmek için kostüm değişimi sıklaştırıldı.1.sahne 1. perdede madam louise'in rengini soluk gösterecek gri ve siyah tercih edildi.
2.sahnede sövalye ve seyis kostümleri dönemine uygun olarak, birebir çalışıldı. Şövalye ve seyis arasındaki soylu-köle işçi farkını gömlek ve pantolonun kumaş cinsi ve renkle verdik. Şövalyede siyah deri ve ince beyaz şile kullanılırken, seyiste kahverengi süet ve karartılmış beyaz keten kullanıldı. Seyisin kostümünün sövalyeninkine bu kadar çok benzemesi oyun içindeki oyunda bahsedilen “kurnaz” kişinin seyis olmasından kaynaklanır.
Tüm kostümler gerçekçi çalışıldı.mösyö lamartine'in paris'e geldiği sahne olan 4. sahnede çok şık olarak takım elbise içinde olması aristokrat yapıyı ve kendine duyulan ve kendisine duyduğu saygıyı simgelemektedir. Fransız guyanasındaki kostümü çalıştığı uzay üssüne uygunluğu açısından tulum üstüne folyo kaplanarak verildi.
Hizmetçinin yerel özellikler taşımayan kostümü, çalıştığı yere uygunluğunu ve oraya çalışmak için avrupadan uzay üssü tarafından getirildiğini belli eder.
Madam Louise'in dedektiften eşi Mösyö Lamartine'i öldürmesini istediği 2.perde 4.sahnede ve fransız guyanası'na ikinci kez gittiği 5. sahnedeki kostümlerin aynı olması, verdiği kararın fevriliğini belirterek, karardan pişman olarak dedektifi durdurmak için hemen peşinden gittiğini gösterir.
Dilencinin Fransız Guyanası'na gittiği 5. sahnedeki kostümünün feminen özellikler taşıması oyun yazarı olup oyunları için dilenci gibi yaşamasının marjinalliğinin göstergesidir.
MAKYAJ
1.PERDE
l 1.SAHNE
Sade bir makyaj uygulanmıştır. Bunun nedeni Madam Louise'in buhranlı ve pişman olmasıdır. Gözlerde far yerine likit uygulanmıştır. Yanaklarda pembe tonlarda allık, açık pembe rujla makyaj tamamlanacaktır. Makyaj az önce bulunduğu durumdan ve yerde bir an önce çıkmak istediğini belirtirmek için acemice yapılacak. Saçlar yandan toplanıp, kabartılacaktır.
l 2.SAHNE
Oyun içinde oyun olduğunu belirtmek için bu sahnedeki seyis ve şövalyenin makyajında dramatik öğeler yerine, grotesk öğeler kullanılmıştır.
l 3.SAHNE
Bu sahnede madam louise tüm zenginliğini ve dolayısıyla aristokratlığını ortaya koyar. Gri far ve kırmızı rujla alımı verildi. Koyu allıkla yüz hatları belirginleştirilerek dudakları hafif kalınlaştırılmıştır.,
2.PERDE
l 1.SAHNE
Mösyö Lamartine'in bu sahnede saçları geriye yatık ve parlaktır. Bunun nedeni lamartine'in ciddiyetini yansıtmaktır. Yüzüne yorgun bir ifade katmak için göz altlarına yoğun makyaj uygulanacak bu da duyacağı haberin verdiği duyguyu ve endişeyi yansıtacaktır.
l 3.SAHNE
Bu sahnede Lamartine aristokratlığın temsili sebebiyle yine bakımlı olacak ancak saçları dağıtılacaktır.Bu fransız Guyanası'nın havasını yansıtacaktır. Lamartine'de genel bronronzlaştırma uygulanarak orada uzun süre kaldığı belirtilecektir.
Dilenci, Dedektif'e altmakyaj uygulanacak, hizmetçi bronronzlaştırılacaktır.
Madam Louise'e makyaj uygulanmayarak Fransız Guyanası'nındaki rahatlığı ve aristokrasiden uzaklaşması verilecek, hafif bir bronzlaştırma yapılarak geldiği süre verilecek ve saçlar dağıtılacaktır.
l 4.SAHNE
Madam Louise'in Dedektif'ten kocası Mösyö Lamartine'i öldürmesini istediği bu sahnede içinde bulunduğu durumun kararlılığını yansıtmak için kahve tonlarında bi makyaj uygulanacak saçları ensesinde topuz şeklinde toplanacaktır.
l 5.SAHNE
Dilenci'nin sürdürdüğü marjinal yaşamı belli etmek için pembe allık ve hafif pembe bir ruj kullanılarak feminen bir tarz yaratılacaktır.
MÜZİK
Oyunun gerçekçi olduğu belirlenmiş ve oyunun güncelleştirilip geçtiği mekan olan Fransa'yı birebir anlatabilmek için fransız müzikleri tercih edilecektir. Oyunda müziklerin nerede kullanılacağını belirlemek için reji ile yapılan çalışma sonucunda belli yerler tespit edilmiştir. Üç koregrafi müziği, belli yerlerdeki dialogların altına gelen fon müziği, tiradlardan sonra gelebilecek müzikler ve fuaye müziğidir.
FUAYE MÜZİĞİ
Fuaye müziği için eski bir fransız müziği düşünülmektedir. Yumuşak ve yavaş bir müzik tercih edilecektir. Bunun nedeni daha çok mekan ve karakterlerle ilgilidir. Mekanın akşamüstü loş bir sokak olması ve karaterlerin kendi içinde yaşadığı buhrandan dolayı bu tarz bir müzik kullanılacaktır.
DİALOG VE DİALOGLARDAN SONRA GELECEK MÜZİKLER
Bunlar birbirinden farklı yerlerde kullanılsa da müziğin türü ve yapısı aynı olacaktır. Yine yumuşak fakat popüler fransız müzikleri kullanılacaktır. Bunun dışında klasikleşmiş olan film müzikleri de kullanılabilir. Bu müziklerin tercih edilmesinin sebebi sahnedeki dialogların seyirciye birebir yansıtılmak istenmesidir. Örneğin Dedektif'in Dilenci'yi öldüreceği sahnede ve sahne sonunda bir gerilim müziği (1.perde,5.sahne ) Mösyö Lamartine ve Madam Louise'in Fransız Guyanası'ndaki ilk buluşmalarında aria tarzı müzik kullanılacaktır(2.perde, 1.sahne)
KOREOGRAFİ MÜZİKLERİ
Rejiyle yapılan çalışma sonucunda, rejinin belirlediği üç koreografinin sahne ritimleri yüksek bir performansla başlayıp sona doğru yavaşlayacaktır. Belirlenen koreografiler şunlardır;
-1.perde, 2.sahne; sövalye seyis
-2.perde, 1.sahne; dedektif mösyö lamartine
-2.perde, 5.sahne; dedektif mösyö Lamartine
Reji oyunun hiçbir yerinde epik öğe kullanmayı düşünmediğinden müzikler birebir ve gerçekçi verilmiştir.
Bunlar oyunla müziğin birleşiminin iskeletini oluşturuyor. Ayrıca rejinin sahne üzerindeki çatışmalarda yabancılaştırma uygulamayı düşündüğü yerlerde farklı müzikler eklenebilir.
No comments:
Post a Comment