Monday, September 7, 2009

Seçilmiş Öyküler: Leopar - Leopard



Yere çömelmiş bir işçinin önünde durup, “Tempus abire tibi est,” dedi fabrika sahibi. Yerdeki çelimsiz işçi veremli gibi öksürüyor ve güçlükle nefes alıyordu. Hemen ötede olayı izleyen genç bir işçi yaşlı bir işçinin kulağına eğilerek usulca sordu:
“Ne diyor bu adam? Türkçe konuşmasını bilmiyor mu?” dedi.
Yaşlı işçi yanıtladı:
“Patron çok iyi Latince bilir; zamanında ailesi onu İtalya’nın en pahalı okullarında okutmuş; o da bu bilgiler boşa gitmesin diye işçilere bazen Latince seslenir!”
Genç işçi, bu trajikomik durum karşısında bir an için düşünsel bir sarsıntı geçirdi; toparlanarak merakla soru sormaya devam etti:
“Peki siz onun ne demek istediğini anlıyor musunuz?”
“Elbette anlıyoruz,” diye yanıtladı yaşlı işçi. “Sen daha yenisin; bu fabrikada on yıl çalışırsan o cümleler senin de kafana kazılır! Patron, o Latince deyimi bize defalarca açıklamıştır. Bu deyim, ‘Verimden düşen yerini başkasına bırakmalıdır.’ demekmiş; daha açıkça söylemek gerekirse, ‘Kovuldun’ demek!..”
“Fakat bu dehşet verici bir haksızlık! Bu zavallı adam hasta; onu eskimiş bir mobilya gibi kapı dışına atmak insanlığa sığar mı?” diye haykırdı genç işçi.
“Vir sapit qui pauca loquitur,” diye yanıtladı yaşlı işçi.
“Nee?” diye öfkeyle sordu genç işçi. “Ne diyorsun? Anlamıyorum seni!”
“Diyorum ki, akıllı adam az konuşur. Bak, patron buraya doğru geliyor! Tut dilini!” dedi yaşlı işçi.
Fabrika sahibi, hasta bir işçiden kurtulmanın mutluluğuyla bir serçe kadar hafiflemişti sanki. Belki de birkaç ay sonra veremden ölecek bir işçiyi şimdiden kovmakla ne kadar isabetli davrandığını düşünerek kendisiyle gurur duyuyordu. Paradan ne kadar tasarruf ettiğini parmaklarıyla gizlice sayıyordu. Modern kölelerin kürek çektikleri bu demir gemide, elindeki kırbacıyla her gün onları kamçılıyor; güçsüz olanları gemiden aşağıya atıyordu! O, fabrikanın içindeki kara bir buluttu! Kafasında şimşekler çakınca, ağzından yıldırımlar fırlar ve zavallı bir işçinin üzerine düşerdi!..
Fabrika sahibi, otomatik basınçlı şahmerdanla parça taslaklarını döven genç işçinin önünde durdu. Bir süre onu seyretti ve işçinin verimli çalışmasından tatmin olduğunu belirten bir yüz ifadesiyle, “Laborare est orare,” dedi ve çekip gitti.
“Bu şeytan yine ne dedi?” diye sordu genç işçi.
“Çalışmak dua etmekmiş, bir tür ibadetmiş. Benediktin rahiplerinin bir sözüymüş bu. Görüyorsun ya, patron sayesinde biz de Latince öğreniyoruz,” diyerek acı acı güldü yaşlı işçi.
Genç işçi, fabrika sahibinin her gün fabrikaya gelip Latince bir takım garip sözler söyleyip gitmesine dayanamaz hale gelmişti artık. Bir barut fıçısı gibiydi; fabrika sahibinin ateşten sözlerine daha ne kadar dayanabilirdi ki bir barut fıçısı? Adamı görünce boğulacak gibi hissediyordu kendisini.
Bir cuma sabahı, genç işçi yine şahmerdanın başında harıl harıl çalışıyordu. Haftalar önce işten atılan ve veremden ölen o çelimsiz işçinin cenaze töreni vardı öğle vakti. Duyguları yoğunlaşmış, ağırlaşmıştı. Uzak köşede fabrika sahibinin kibirli yüzünü görünce tüyleri diken diken oldu. Onun kendi tarafına doğru geldiğini görür görmez işini bıraktı ve yere çömeldi; yapay bir biçimde öksürmeye başladı. Yaptığı her hareket o veremli işçiyi anımsatıyordu. Bir tiyatro oyuncusu gibi o çelimsiz işçiyi oynuyordu. Bütün uyarılara rağmen işinin başına dönmedi. Fabrika sahibinin ne söyleyeceğini çok iyi biliyordu:
“Tempus abire tibi est!”
Bu söz onun kovulduğunu söylüyordu. Günlerdir böyle bir anı beklediği belli olan genç işçi, namludan fırlayan mermi hızıyla ayağa kalktı ve elindeki bıçağı defalarca fabrika sahibine sapladı. Bütün işçiler korkudan sapsarı kesildiler. “Hiçbir suç, hazırlıksız işlenmez!” diyen Seneca haklı çıkmış görünüyordu; genç işçi, cebinden çıkardığı Latince sözlükten daha önce saptadığı bir sayfayı açarak yerde ölmek üzere olan fabrika sahibine şöyle söyledi:
“Mors tua, vita mea!”
Bütün işçiler hep bir ağızdan, “Ne dedin ona?” diye sordular.
“Sen ölmelisin ki ben yaşayayım, dedim!”
Yaşlı işçi,
“Keşke öldürmeden önce onunla konuşsaydın; belki ikna olurdu, belki fabrikayı daha insancıl bir biçimde yönetmeye başlardı,” dedi.
Genç işçi, elindeki sözlüğün sayfalarını karıştırdı ve yüksek bir sesle bağırdı:
“Naturam expelles furca tamen usque recurret! Leopar beneklerini değiştiremez!..”



Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment