Tuesday, September 15, 2009

Pax Drama - Davetli Misafirler Oyunu


Pax kelimesi Lâtince “Barış” anlamına gelir. Pax-Drama demek “Dramanın Barışı” demektir. Tiyatronun ve daha geniş anlamda da edebiyatın uluslararası barışa katkısı, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Dünyaya baktığımız zaman pek çok noktada ülkeler arasında derin düşmanlıkların, ciddi gerginliklerin olduğunu görüyoruz. Bunların tarihsel/psikolojik/ekonomik/dinî vs. sebepleri var. Bu tür gerginliklere aklımıza gelen ilk örnek elbette Türk-Yunan gerginliğidir; Hindistan-Pakistan, Kuzey-Güney Kore, İsrail-Filistin gibi başka pek çok örnek de aklımıza neredeyse hiç düşünmeden hemen gelmektedir… Tiyatro/Edebiyat bu sorunlara elbette gözlerini kapayamaz; çünkü tiyatronun/edebiyatın vicdanı bir hayli gelişmiştir. Robert Downs’ın “Dünyayı Değiştiren Kitaplar” başlıklı bir çalışması var. Bu kitabın arkasında güzel bir cümle yer alır: “Basılı sözün büyük kudreti!” Söz gerçekten de çok güçlüdür; kelimeler, insanları ve dünyayı değiştirebilirler. Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği kitabı, Henry David Thoreau’nun Sivil İtaatsizliği, Nicolaus Copernicus’un Gök Kürelerin Dönüşleri Üzerine başlıklı kitabı ya da Charles Darwin’in Türlerin Kökeni, Karl Marx’ın Kapital’i ve benzeri eserler bize kitapların, fikirlerin gücünü, geleceği nasıl etki altına aldıklarının açıkça ispatını yapmaktadır… İşte tiyatronun/edebiyatın uluslararası barışa katkısını sözlerle, fikirlerle yarattığı o büyülü dünyada aramak gerek. Daha somut konuşmak gerekirse Türk tiyatrosu/edebiyatı özellikle Türk-Yunan dostluğuna vurgu yapacak, bu meseleyi bir barış, sevgi ve hoşgörü boyutuna taşıyacak eserleri yaratmakta öncülük etmelidir. Yalnız bu tür eserlerin yaratılmasına kolay gözle kesinlikle bakılamaz. Örneğin Türk-Yunan dostluğunu öne çıkaran bir oyun yazıyorsanız, burada “Denge” çok önemlidir. Eğer eserde ağırlık (iyilik, doğruluk, alçakgönüllülük, yiğitlik vs.) fazlaca Türklerden yana ise, bu öteki tarafın olumsuz tepkisini çekecektir. Ağırlığı (yani iyiliği, doğruluğu, alçakgönüllülüğü, yiğitliği, vesaire değerleri) komşuya verirseniz bu kez de evdeki insanlar tepki göstereceklerdir!... Eğer dostluğun gelişmesi isteniyorsa iki tarafın da onaylayacağı “Makul” bir denge kurulmalıdır… Bu düşüncelerin ışığında Türk-Yunan dostluğu üzerine “Davetli Misafirler” isimli tek perdelik kısa bir drama yazdım; bu oyun daha sonra Sisam Adası Aşıkları adıyla öykü olarak da basıldı. Absürd tiyatro, epik tiyatro, eleştirel gerçekçi tiyatro, devrimci tiyatro ve daha onlarca tiyatro türü vardır; ben bu yazdığım kısa oyun için “Pax-Drama” deyimini kullanıyorum, bir başka deyişle, “Barış getiren drama,” ya da “Barışa hizmet eden drama!...” Sanırım ilk kez bu deyim kullanılmış oluyor. Benim Türk-Yunan dostluğu üzerine olumlu bir bakış edinmemim en önemli sebebi İngiltere’de iktisat doktorası yaptığım yıllarda doktora tez danışmanım olan Yunanlı Profesör Apostolis Philippopoulos’tur. 1990’lı yıllarda Türk-Yunan gerginliği oldukça yüksekti. Ben de kendime Yunanlı bir hocadan tez danışmanı seçmek istediğimde çevremdeki dostlardan “Pek akıllıca bir fikir değil!” şeklinde yorumlar gelmişti. Yıllar içinde gördüm ki, bana yapılan telkinler haklı çıkmadı, çünkü Apostolis Philippopoulos bana inanılmaz derecede yardımcı oldu; Kardak kayalık krizi gibi zamanlarda bile onunla görüşmelerimizde her zaman Türk-Yunan ilişkilerindeki olumlu yönleri öne çıkardı, siyasetten değil dolmalardan, domateslerden, Ege kıyılarının güzelliğinden bahsetti; düşmanlığı ve nefreti öne çıkardığınızda zaten geriye hiçbir şey kalmaz, hiçbir çözüme ulaşılamaz!.. Bizim tiyatromuz, Türk-Yunan dostluğunu geliştirici açılımlar yapmalıdır. Edebiyat, siyasi konuları çözebilecek kadar iki taraf insanına da güçlü bir sevgi aşılayabilir, onların bilinçaltına işleyebilir.
Peki edebiyat Ege’de karasuların 12 mile çıkması gibi bir meseleyi, ya da Kıbrıs meselesini çözebilir mi? Tiyatronun/edebiyatın böyle bir iddiası olmaz; ancak o, insanları sağduyuya davet eder, onlara barışın bir ütopya değil bir gerçeklik olabileceğini gösterir; temelde düşmanlık üzerine kurulu iki ülke halklarının bu zihinsel yapısını olumlu bir boyuta çeker. Tiyatro/edebiyat, insanların sadece cehennemi görmelerini, cehenneme takılmalarını engelleyebilir ve onlara cennetin de var olduğunu, yani iki ülke arasında güzel bir dünyanın pekâlâ kurulabileceğini gösterir; bunun kurgusunu onların önüne koyar… “Davetli Misafirler,” Türk-Yunan dostluğu meselesine küçük bir katkı amacı taşımaktadır. Türk ekonomisinde nasıl ki sektörel bazda çalışmalar, gelişmeler yapılması gerekiyorsa, Türk tiyatrosunda da böyle bazı özel alanlar saptanarak oyun yazarlarımız bu konularda çalışma yapmalıdır. Ve hatta hem devlet ve hem de özel kurumlar, kuruluşlar Türk-Yunan dostluğunu temel alan oyun/roman yazma yarışmaları düzenlemelidirler. Umuyorum ki birkaç yıl içerisinde Türk-Yunan dostluğu üzerine onlarca oyun yazılır ve bunlar Yunanca’ya çevrilerek Atina’da, Pire’de Selanik’te oynanırlar… Gelecekte Türk-Yunan ilişkileri yeniden gergin bir ortama girebilir. Tiyatro/edebiyat bunlardan asla etkilenmemelidir; kendisine doğru bir yol saptamalı ve o doğru yolda kararlı bir şekilde ilerlemelidir. Barışa katkıda bulunmak her zaman için doğru bir yoldur.

Mehmet Murat ildan

No comments:

Post a Comment